Demiryolcuyuz.biz

A+ A A-

DEMİRYOLCULUĞUN SONU : "SUÇLU YİNE MAKİNİST"

  • Kategori Makaleler
  • Perşembe, 28 Şubat 2013 21:15
Babam demiryolcu, kayınpederim demiryolcu, dedem demiryolcuydu...
Demiryollarının içinde büyüdüm yani.
8 yıl TCDD Ticaret Dairesi Başkanlığı’nda memur olarak çalıştım.
3412 Modelleri iyi keserim...
Küçük Hız, Büyük Hız, Mesajeri...
Demiryolu işçilerinin de memurlarının da müthiş bir meslek bağlılıkları var. Bunu hem içlerinde yaşadığım çalışma hayatından hem de ailemdeki demiryolculardan biliyorum.
Gecenin bir yarısında, kar altında yoluna devam edemeyen treni kurtarmaya “derezin” ile ceplerinde konyaklarıyla giden hareketçilerden tutun da, traversleri ve rayları döşerken güneş yanığından hastanelik olanlara kadar bir yığın insan tanıdım. Ama hepsi istinasız yaptığı işten memnun insanlardı.
Demiryolcu olmak bir ayrıcalıktı onlar için.
Beşiktaşlı, Fenerbahçeli olmak gibi. Takım tutar gibi.
Başka mesleklerle cetvel ölçüştürür gibi ölçüştürürlerdi yaptıkları işi.
Büyük de gurur duyarlardı.
Şimdilerde hala öyle mi bilmiyorum.
Ben genel müdürlüğün “asimile” edilmiş, meslek aşkı törpülenmiş, yozlaşmış yerlerinde memurluk yaptığım için, bu dayanışmayı yutkunarak izlerdim.
Ne zaman birine “mal” yetişecek, eğer tren ulaşıyorsa ulaştırılırdı. Tren ulaşmıyorsa, en yakın istasyona ulaştırılır, oradan ne gerekiyorsa yapılırdı.
Türkiye’nin ilk aydınlanma hareketlerinden birine de aracı olmuştu trenler. Geçtikleri yerlere gazete dağıtarak giderdi. Çocuklar, vagonların peşinden “gaste at, gaste at” diye koşarlardı. Gazetesi okumuş, kıvırıp koltuğun önüne sıkıştırmış olan “kentli” aydınımız da fırlatıverirdi gazetesini.
Böylelikle, günlük gazeteler yol üzerindeki köylere, kasabalara çoğu zaman dağıtım arabasından daha önce ulaşırdı.
Taşınmalar bir başka alem olurdu. Demiryolları genel müdürlüğü taşınacak ailelere vagon tahsis ederdi. Vagona tüm eşyalarını tıpkı geniş bir salona yerleştirir gibi yerleştiren aileler, vagon kapıları ardına kadar açık, çocuklar ayaklarını sallandıra sallandıra gideceği yere üç günde, beş günde varırdı. Ama herkes uykusunu da uyurdu, çayını da içerdi, yemeğini de yapardı.
Gaz ocaklarıyla yapardık tüm yemeklerimizi.
Üzerine ailenin büyüklerinden biri çay koyardı.
Sonra biz çocuklar ayaklarımızı vagon kenarından sallandıra sallandıra çayımızı içmeye çalışırdık.
Deliler gibi mutlu olurduk. Deliler gibi de gülerdik.
Demiryolculuk kocaman bir aileydi. Yolda mutlaka yolumuza çıkanlar, bize “kumanya” hazırlayanlar olurdu. Kimi birkaç istasyon sonrasına kadar bize eşlik de ederdi.
Tüm demiryolculara bağlı bulundukları işletme çerçevesinde trenle yolculuk bedavaydı çünkü. Bunun keyfini de çıkartırdı bizimkiler.
Başka işletmelerde olan illere gidilirken de “permi” kullanılırdı. Bu permilere para ödenmezdi ve ayrıcalığı olurdu. Permi sahibi olan aile büyüğünün elinde kendisine tahsis edilen kompartumanın anahtarı da olurdu. O artık size ait bir “beşyıldızlı otel” odası gibiydi. Her şey serbestti. Yastık savaşları dahil.
Böyle bir aileydi demiryolları.
Kimse uyduruk kazalar nedeniyle birbirini suçlamazdı.
Bir olay olduğunda önce Demiryolları yöneticileri elemanlarını korumak için ortaya çıkarlardı.
1952 yılında, Pozantı-Ulukışla arasında meydana gelen ve demiryolu tarihinin en büyük felaketlerinden biri sayılan kazada Ulukışla İstasyon Şefi babam, Pozantı Kısım Şefi de dedemmiş.
Ölümlü kaza sonucu, babam ve dedem açığa alınmış. 6 ay işletme maaş verememiş yasal olarak, ama tüm elemanlarına babamın ve dedemi duyurmuş ve koca TCDD ailesi, bir gün olsun aç, susuz ve umutsuz bırakmamış bizim aileyi.
Böyle kocaman bir aile olarak anlatırdı bizimkiler demiryolunu ve her tren kazasında babamı koltuğa bağlamak zorunda kalırdır: Baba sen artık emeklisin, diye.
Hala da tutamaz kendini.
Kayınpederim de öyle...
Alilelerinden bir parçadır her demiryolcu.
Şimdi makinistler suçlandıkça onlar da kahroluyorlar.
Demiryolları önce kendi elemanlarını savunurdu.
Şimdi önce onlara yüklüyor suçu.
Demiryollarında hata mı var? Suçlu belli: Makinistler.
Son kazada da ölen makinist suçlanacaktır. Ya da çarpan makinist ışığı görmemiş olacaktır.
Bu açıklamayı valilik, emniyet falan yapmıyor, TCDD Genel Müdürlüğü yapıyor.
Vali diyor ki, elektrik kesintisi varmış hızlandırılmış tren nedeniyle.
Genel Müdürlük diyor ki, “hayır, kazada teknik sorun yok, makinist hatası,”
Bir meslek grubu, cumhuriyetin tüm değerlerini, ahlak ve dayanışma da dahil, tüm değerlerini taşıyan bir kurum yok edildi, gitti.
Siz elemanınızı korumaz, kollamaz da, kendi sisteminize feda ederseniz o meslek grubu sizi daha ne kadar ayakta tutabilir ki?
Bir de gözden kaçan şu noktayı hatırlatmak gerek: Demiryolları yalnızca yolcu taşıyan trenlerden oluşmuyor.
Yalnızca yolcu taşıyan trenlerin kahrını çekmiyor yol, hareket, cer çalışanları...
Cumhuriyet döneminin en bilinçli “örgütü”dür TCDD çalışanları, makinistlerden başladılar...

A. Mümtaz İdil

Odatv.com
KAYNAK : http://www.odatv.com/n.php?n=suclu-yine-makinist-0401101200
Devamını oku...

Demiryolculuk Kültürü

  • Kategori Makaleler
  • Pazar, 12 Ağustos 2012 15:17

demiryolcu

Ondört yaşımda TCDD Meslek Lisesi'ne girmemden bu yana 20 seneyi aşkın süredir demiryolları ve demiryolcularla içiçeyim..Geçmişe dönüp de bugüne de bakarak en çok burkulduğum konulardan bir tanesi bu kadar uzun zamandır sürdürdüğüm meslek konusunda Demiryolculuk Kültürü'nün ne olduğunu hala tam olarak anlayamamış olmamdır!..Bugün her mesleğin kültürel bir tanımlaması var ve o mesleğin mensupları kendilerini bu tanımlama içerisinde rahatlıkla ifade edebiliyorlar oysa TCDD çalışanlarının yeni yüzüyle demiryolculuk kültürü konusunda kendilerini tanımlayabilmekte zorluk çektiğini düşünüyorum..Mesela öğretmen,asker,doktor gibi devletin değişik sektöründe görev yapanlar kendilerini hem Milli eğitim çalışanı/öğretmen,TSK çalışanı'asker,Sağlık çalışanı/doktor gibi ifade edebiliyorken bizler ulaşım kolu/demiryolcu nitelemesinin kavram olarak neyi ifade ettiği konusunda tereddüt çekiyoruz..

Cumhuriyetin ilk yıllarından 1960'lı yıllara kadar demiryolcu olmak gurur verici bir şeymiş ve toplumda da oldukça saygın bir meslekmiş.Topluma örnek olma konusunda devletin önde gelen bir koluymuş demiryolcular,köylüsü de kentlisi de demiryolculara özenir ve günün birinde oğlunun bir demiryolcu olmasını kızının da bir demiryolcuyla evlenmesini istermiş...Ancak 1960'lardan sonra demiryollarının kendi kaderine terkedilmesiyle beraber demiryolculuk mesleği de zaman içerisinde oldukça aşınmış,yozlaşmış ve bugün için pek de tercih edilmeyen sadece bir ekmek kapısı olarak görülen yer haline dönüşmüş!..Oysa bizim okul yıllarımızda dahi bu mesleğin cazibesi ve sosyal yönleri çok daha iyiydi mesela çalışanların ve ailelerinin permi hakları vardı ve trene ücretsiz binebiliyorlardı..Özellikle 1985 sonrası sözleşmeli personel uygulamasına geçilmesiyle beraber kurum içerisinde mesleki etik açısında çok hızlı bir yozlaşma başladı ; çalışanlar arasında hem ünvan dağılımı hem de ücretlerin ünvanlar arasında adaletli dağılımı oldukça bozuldu ve devletimizin en büyük hastalığı olan siyasi kayırmacılık TCDD ve çalışanlarını da teslim aldı..Amirlik yada teknik sorumluluk gerektiren işler tecrübe ve bilgisiyle kendini ispatlamış ve haketmiş kişiler yerine siyasi yollarla kendine torpil ulmuş kişilere verilmeye başladı ve alt ünvanlarla üst ünvanlar arasındaki ücret uçurumları son 20 yıl içerisinde oldukça açıldı..Böyle olunca da kendisini haksızlığa uğramış olan birçok personel işlerine küstüler ve demiryolculuktan soğudular..

Son birkaç yıldır ülkemizde de adı halen netleştirilememiş ve çalışanların tümü tarafından kabul görmemiş olan demiryolcular günü kutlanıyor olsa da geçen yıl bir e-grupta demiryolu çalışanı arkadaşlarımızla yaptığımız bir tartışma esnasında demiryolcu kimdir sorusunun cevabı üzerinde maalesef mutlak bir mutabakat sağlanamamış olması odukça üzücüdür.Bunun en büyük nedeni ise TCDD'nin klasik yapısı ve ünvanlarda son dönemlerde yoğun bir değişikliğe gidilmesi ana omurgayı oluşturan faal çalışan sayısı hızla düşerken yan görevlerde çalışan güvenlik görevlisi gibi ünvanların çoğalmasıdır.Ayrıca demiryolculuk mesleğini çocuk yaşlarda benimsayarek sürdüren ve TCDD'nin tren işletmeciliği işini yürüten personelini yetiştiren TCDD Meslek Lisesi'nin 10 yıldır kapalı olması ve eski mezunların da hızlı bir şekilde emekli oluyor olmaları önemli bir etkendir.

Demiryolculuk kimliğinin tam benimsenip oturamıyor olmasının bence en büyük nedeni de yine son 10 yıl içerisindeki hızlı dernekleşme ve sendikalaşmadır.Sivil toplum örgütlerinin çoğalmasına bir itirazımız yok ancak aynı kurum çalışanları arasında gereksiz yere 5-6 sendika birden açılması ve bunların birbirine üye toplama ve sendikal eylemler konusunda rakip ve muhalif olmaları nedeniyle bu farklı tutumlar anı şekilde çalışanlara da yansımakta ve ortak kimlik yerine bağlı bulunulan sendika yada derneğin kimliği ön plana geçmektedir..

Son birkaç yıl içerisinde ise TCDD'nin özellikle hızlı tren işletmeciliğne geçme çalışmalarına başlamasıyla beraber demiryollarımızın klasik yüzü tamamen değişmeye başlamış ve bu yenileşme hareketine çalışanların adapte olmasında yaşanan zorluklar nedeniyle demiryolculuk kültürü hızlı bir değişim sürecine girmiştir.Yeni işletmecilik sistemiyle beraber birçok eski ünvanlar sistem dışı kalırken bunların yerine yeni çalışma sistemleri yapılandırılmıştır.Bu durm da demiryolculuk kültürünün rahatlıkla tanımlanabilmesi açısından oluumsuz bir sonuç yaratmaktadır,ancak buna karşın son birkaç senedir kurumsal kimlik çalışmalarının hızlanması ve işyerleri ve ekipmanların şablonize ediliyor olması bu olumsuzlukların giderilmesi yönünde güzel adımlardır..

Demiryolcu kimliğinin net olarak belirginleştirilmesi bu mesleğin ve kültürün sağlıklı yaşatılabilmesi açısından oldukça önemlidir ve bu konuda da yine çalışanlar ve çalışanların bağlı bulunduğu örgütler çaba sarfetmelidirler.Demiryolu çalışanları kendi aralarında sen-ben kavgası yapmak yerine hem kurumlarının hem de mesleklerinin gerektirdiği toplumsal saygıyı kazanabilmek için gereği gibi çalışmak ve davranmak zorundaıdrlar.Öyle umuyorum ki hızlı tren işletmeciliğine geçilmesiyle beraber klasik yapının yerini modern anlayış alacak ve bu anlayış içerisinde demiryolculuk kültür ve kimliği de hakettiği yerde olacaktır..

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol